Bengu
New member
Filmde “Plot” Nedir? Bir Hikâyenin Bilimsel ve Anlatıbilimsel Anatomisi
Bir filmi izlerken çoğu zaman “Konusu ne?” diye soruyoruz. Fakat biraz daha dikkatli düşündüğümüzde “Konu” ile “plot”un aynı şey olmadığını fark ediyoruz. Bir karakterin başına gelenleri kronolojik biçimde anlatmak başka, bu olayların izleyiciye hangi sırayla, hangi nedensellik ilişkileriyle ve hangi dramatik gerilim içinde sunulduğunu incelemek başka. Özellikle bir filmi senaryo açısından analiz etmeye başladığınızda plot kavramı, hikâyenin neredeyse matematiksel bir iskeleti gibi karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle plotu yalnızca “filmin olay örgüsü” diye tanımlamak bana eksik geliyor. Plot; olayların seçilmesi, düzenlenmesi, birbirini doğurması, karakterlerin kararlarıyla şekillenmesi ve izleyicide belirli beklentiler oluşturmasıyla ortaya çıkan anlatısal sistemdir. Gelin bunu anlatıbilim, bilişsel bilim, psikoloji ve film araştırmaları açısından birlikte inceleyelim.
Plot ile Hikâye Aynı Şey Değildir
Film çalışmalarında en temel ayrımlardan biri “story” ve “plot” arasındadır. Rus biçimcilerinin ortaya koyduğu fabula ve syuzhet ayrımı burada oldukça açıklayıcıdır. Fabula, olayların zihnimizde oluşturduğumuz kronolojik ve nedensel bütünüdür. Syuzhet ise bu olayların anlatıda bize sunuluş biçimidir.
Örneğin bir karakterin:
çocukken travma yaşaması,
yıllar sonra başka bir şehre taşınması,
bir cinayete tanık olması,
katili araştırması,
sonunda çocukluk travmasının olayla bağlantısını keşfetmesi
şeklinde bir yaşam öyküsü olduğunu düşünelim.
Bu olayların hepsi hikâyenin parçasıdır. Ancak film bunları aynı sırayla göstermek zorunda değildir. Yönetmen önce cinayeti gösterebilir, sonra karakterin çocukluğuna dönebilir, ardından soruşturmayı anlatabilir. İşte bu düzenleme plotun önemli bir parçasıdır.
Dolayısıyla hikâye “ne oldu?” sorusuna, plot ise “bu olaylar bize nasıl ve neden bu sırayla anlatıldı?” sorusuna daha yakındır.
David Bordwell'in anlatı üzerine çalışmaları da izleyicinin film boyunca bilgiyi aktif biçimde yapılandırdığını vurgular. İzleyici yalnızca kendisine verilen bilgiyi tüketmez; eksik parçaları tamamlar, tahminlerde bulunur ve önceki sahneleri yeni bilgiler ışığında yeniden yorumlar.
Bu nokta plotun neden basit bir olay listesi olmadığını gösteriyor.
Plot Nasıl Çalışır? Nedensellik, Zaman ve Bilgi
Bir plotu analiz ederken üç temel değişken özellikle önemlidir: nedensellik, zaman ve bilgi dağılımı.
Nedensellik, olayların yalnızca arka arkaya gelmesini değil, birbirleriyle anlamlı ilişkiler kurmasını sağlar. “A oldu, sonra B oldu” tek başına güçlü bir plot oluşturmaz. Daha güçlü yapı “A gerçekleştiği için B ortaya çıktı” biçimindedir.
Örneğin karakterin işini kaybetmesi yalnızca bir olay olabilir. Fakat işini kaybetmesi nedeniyle ekonomik sorun yaşaması, ekonomik sorun nedeniyle yasadışı bir işe girmesi ve bu kararın ailesiyle ilişkisini bozması, olayları birbirine bağlayan nedensel zinciri oluşturur.
Burada karakterin eylemleri özellikle önemlidir. Modern anlatı teorisinin önemli noktalarından biri, karakterlerin yalnızca olayların kurbanı değil, olayları meydana getiren aktörler olmasıdır.
Zaman da plotun önemli bir aracıdır. Film:
doğrusal ilerleyebilir,
geri dönüşler kullanabilir,
geleceğe ilişkin ipuçları verebilir,
olayları paralel biçimde anlatabilir,
aynı olayı farklı perspektiflerden yeniden gösterebilir.
Christopher Nolan'ın Memento filmi bunun çarpıcı örneklerinden biridir. İzleyicinin olayları algılama biçimi, filmin kronolojik yapısının parçalanmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Burada önemli olan yalnızca “film zamanı nasıl değiştirdi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:
Filmin zamanla oynaması, izleyicinin karakterle kurduğu bilişsel ilişkiyi nasıl değiştirdi?
Bu soru bizi bilişsel bilim alanına götürüyor.
İzleyici Plotu Beyninde Nasıl Kuruyor?
İnsan zihni eksik bilgiden anlamlı modeller üretmeye oldukça yatkındır. Anlatı araştırmalarında bu durum özellikle “situation model” kavramıyla açıklanır. Okuyucu veya izleyici; karakterleri, mekânları, amaçları, zaman ilişkilerini ve olayların nedenlerini zihinsel bir model içinde birleştirir.
Jeffrey M. Zacks ve çalışma arkadaşlarının olay algısı üzerine araştırmaları, insanların sürekli akan deneyimi anlamlı olaylara böldüğünü göstermiştir. Bu araştırmalarda nörobilimsel yöntemler ve davranışsal ölçümler kullanılarak insanların olay sınırlarını nasıl algıladığı incelenmiştir.
Bu bulgu sinema açısından oldukça ilginçtir. Çünkü bir film de sürekli bir görsel-işitsel akıştan oluşur; ancak izleyici bu akışı “başlangıç”, “gelişme”, “dönüm noktası”, “sonuç” gibi anlamlı birimlere dönüştürür.
Plot bu nedenle yalnızca senaristin yaptığı bir düzenleme değildir. İzleyicinin zihinsel olarak yeniden inşa ettiği bir sistemdir.
Örneğin bir karakterin kapıyı açmasını gördüğümüzde bu hareketi yalnızca fiziksel bir hareket olarak algılamayız. Kapının arkasında daha önce kurulmuş bir tehdit varsa, davranışın anlamı değişir. Yönetmen beş dakika önce verdiği küçük bir bilgiyi kullanarak sıradan bir hareketi gerilimli hale getirebilir.
Bu, sinemanın “bilgi ekonomisi”dir.
Gerilim Neden Oluşur? Plot ve Beklenti Mekanizması
Gerilim yalnızca tehlikeden doğmaz. Gerilim büyük ölçüde beklenti ile bilgi arasındaki farktan oluşur.
Alfred Hitchcock'un meşhur “bombanın masanın altında olması” örneği bu açıdan hâlâ öğreticidir. Seyirci bombanın orada olduğunu biliyor fakat karakter bilmiyorsa, sıradan bir konuşma bile yoğun gerilim yaratabilir.
Burada plotun bilgi dağıtımı devreye girer.
Film bize:
karakterden daha fazla bilgi verebilir,
karakterle aynı miktarda bilgi paylaşabilir,
karakterden daha az bilgi verebilir.
Bu üç durum izleyicide farklı duygusal sonuçlar yaratır.
Korku filmlerinde çoğu zaman izleyici karakterden daha fazla bilgiye sahip olur. Gizem filmlerinde ise bilgi genellikle karakter ve izleyici arasında kontrollü biçimde paylaşılır. Sürpriz anlatılarda ise önemli bilgi özellikle geciktirilir.
Bu nedenle plot, bir bakıma izleyicinin bilgi edinme hızını tasarlama sanatıdır.
Plotun Psikolojik Boyutu: Empati mi, Veri mi?
Plot analizinde insanların farklı yorum biçimleri gösterebildiği açık. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: “erkekler analitiktir, kadınlar empatiktir” gibi kesin genellemeler bilimsel açıdan savunulamaz.
Cinsiyet farklılıkları üzerine yapılan geniş meta-analizler, psikolojik özelliklerde grup ortalamaları arasında bazı farklar bulabilse de bireysel dağılımların ciddi ölçüde örtüştüğünü göstermektedir. Hyde'ın “gender similarities hypothesis” yaklaşımı da birçok psikolojik değişkende kadınlar ve erkekler arasındaki farkların sanıldığından daha küçük olduğunu savunur.
Bu nedenle plotu incelerken iki farklı okuma biçimini cinsiyete sabitlemek yerine analitik ve sosyal-bilişsel yaklaşımlar olarak düşünmek daha bilimsel olacaktır.
Analitik bir izleyici şunlara odaklanabilir:
Bir filmi izlerken çoğu zaman “Konusu ne?” diye soruyoruz. Fakat biraz daha dikkatli düşündüğümüzde “Konu” ile “plot”un aynı şey olmadığını fark ediyoruz. Bir karakterin başına gelenleri kronolojik biçimde anlatmak başka, bu olayların izleyiciye hangi sırayla, hangi nedensellik ilişkileriyle ve hangi dramatik gerilim içinde sunulduğunu incelemek başka. Özellikle bir filmi senaryo açısından analiz etmeye başladığınızda plot kavramı, hikâyenin neredeyse matematiksel bir iskeleti gibi karşımıza çıkıyor.
Bu nedenle plotu yalnızca “filmin olay örgüsü” diye tanımlamak bana eksik geliyor. Plot; olayların seçilmesi, düzenlenmesi, birbirini doğurması, karakterlerin kararlarıyla şekillenmesi ve izleyicide belirli beklentiler oluşturmasıyla ortaya çıkan anlatısal sistemdir. Gelin bunu anlatıbilim, bilişsel bilim, psikoloji ve film araştırmaları açısından birlikte inceleyelim.
Plot ile Hikâye Aynı Şey Değildir
Film çalışmalarında en temel ayrımlardan biri “story” ve “plot” arasındadır. Rus biçimcilerinin ortaya koyduğu fabula ve syuzhet ayrımı burada oldukça açıklayıcıdır. Fabula, olayların zihnimizde oluşturduğumuz kronolojik ve nedensel bütünüdür. Syuzhet ise bu olayların anlatıda bize sunuluş biçimidir.
Örneğin bir karakterin:
çocukken travma yaşaması,
yıllar sonra başka bir şehre taşınması,
bir cinayete tanık olması,
katili araştırması,
sonunda çocukluk travmasının olayla bağlantısını keşfetmesi
şeklinde bir yaşam öyküsü olduğunu düşünelim.
Bu olayların hepsi hikâyenin parçasıdır. Ancak film bunları aynı sırayla göstermek zorunda değildir. Yönetmen önce cinayeti gösterebilir, sonra karakterin çocukluğuna dönebilir, ardından soruşturmayı anlatabilir. İşte bu düzenleme plotun önemli bir parçasıdır.
Dolayısıyla hikâye “ne oldu?” sorusuna, plot ise “bu olaylar bize nasıl ve neden bu sırayla anlatıldı?” sorusuna daha yakındır.
David Bordwell'in anlatı üzerine çalışmaları da izleyicinin film boyunca bilgiyi aktif biçimde yapılandırdığını vurgular. İzleyici yalnızca kendisine verilen bilgiyi tüketmez; eksik parçaları tamamlar, tahminlerde bulunur ve önceki sahneleri yeni bilgiler ışığında yeniden yorumlar.
Bu nokta plotun neden basit bir olay listesi olmadığını gösteriyor.
Plot Nasıl Çalışır? Nedensellik, Zaman ve Bilgi
Bir plotu analiz ederken üç temel değişken özellikle önemlidir: nedensellik, zaman ve bilgi dağılımı.
Nedensellik, olayların yalnızca arka arkaya gelmesini değil, birbirleriyle anlamlı ilişkiler kurmasını sağlar. “A oldu, sonra B oldu” tek başına güçlü bir plot oluşturmaz. Daha güçlü yapı “A gerçekleştiği için B ortaya çıktı” biçimindedir.
Örneğin karakterin işini kaybetmesi yalnızca bir olay olabilir. Fakat işini kaybetmesi nedeniyle ekonomik sorun yaşaması, ekonomik sorun nedeniyle yasadışı bir işe girmesi ve bu kararın ailesiyle ilişkisini bozması, olayları birbirine bağlayan nedensel zinciri oluşturur.
Burada karakterin eylemleri özellikle önemlidir. Modern anlatı teorisinin önemli noktalarından biri, karakterlerin yalnızca olayların kurbanı değil, olayları meydana getiren aktörler olmasıdır.
Zaman da plotun önemli bir aracıdır. Film:
doğrusal ilerleyebilir,
geri dönüşler kullanabilir,
geleceğe ilişkin ipuçları verebilir,
olayları paralel biçimde anlatabilir,
aynı olayı farklı perspektiflerden yeniden gösterebilir.
Christopher Nolan'ın Memento filmi bunun çarpıcı örneklerinden biridir. İzleyicinin olayları algılama biçimi, filmin kronolojik yapısının parçalanmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Burada önemli olan yalnızca “film zamanı nasıl değiştirdi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur:
Filmin zamanla oynaması, izleyicinin karakterle kurduğu bilişsel ilişkiyi nasıl değiştirdi?
Bu soru bizi bilişsel bilim alanına götürüyor.
İzleyici Plotu Beyninde Nasıl Kuruyor?
İnsan zihni eksik bilgiden anlamlı modeller üretmeye oldukça yatkındır. Anlatı araştırmalarında bu durum özellikle “situation model” kavramıyla açıklanır. Okuyucu veya izleyici; karakterleri, mekânları, amaçları, zaman ilişkilerini ve olayların nedenlerini zihinsel bir model içinde birleştirir.
Jeffrey M. Zacks ve çalışma arkadaşlarının olay algısı üzerine araştırmaları, insanların sürekli akan deneyimi anlamlı olaylara böldüğünü göstermiştir. Bu araştırmalarda nörobilimsel yöntemler ve davranışsal ölçümler kullanılarak insanların olay sınırlarını nasıl algıladığı incelenmiştir.
Bu bulgu sinema açısından oldukça ilginçtir. Çünkü bir film de sürekli bir görsel-işitsel akıştan oluşur; ancak izleyici bu akışı “başlangıç”, “gelişme”, “dönüm noktası”, “sonuç” gibi anlamlı birimlere dönüştürür.
Plot bu nedenle yalnızca senaristin yaptığı bir düzenleme değildir. İzleyicinin zihinsel olarak yeniden inşa ettiği bir sistemdir.
Örneğin bir karakterin kapıyı açmasını gördüğümüzde bu hareketi yalnızca fiziksel bir hareket olarak algılamayız. Kapının arkasında daha önce kurulmuş bir tehdit varsa, davranışın anlamı değişir. Yönetmen beş dakika önce verdiği küçük bir bilgiyi kullanarak sıradan bir hareketi gerilimli hale getirebilir.
Bu, sinemanın “bilgi ekonomisi”dir.
Gerilim Neden Oluşur? Plot ve Beklenti Mekanizması
Gerilim yalnızca tehlikeden doğmaz. Gerilim büyük ölçüde beklenti ile bilgi arasındaki farktan oluşur.
Alfred Hitchcock'un meşhur “bombanın masanın altında olması” örneği bu açıdan hâlâ öğreticidir. Seyirci bombanın orada olduğunu biliyor fakat karakter bilmiyorsa, sıradan bir konuşma bile yoğun gerilim yaratabilir.
Burada plotun bilgi dağıtımı devreye girer.
Film bize:
karakterden daha fazla bilgi verebilir,
karakterle aynı miktarda bilgi paylaşabilir,
karakterden daha az bilgi verebilir.
Bu üç durum izleyicide farklı duygusal sonuçlar yaratır.
Korku filmlerinde çoğu zaman izleyici karakterden daha fazla bilgiye sahip olur. Gizem filmlerinde ise bilgi genellikle karakter ve izleyici arasında kontrollü biçimde paylaşılır. Sürpriz anlatılarda ise önemli bilgi özellikle geciktirilir.
Bu nedenle plot, bir bakıma izleyicinin bilgi edinme hızını tasarlama sanatıdır.
Plotun Psikolojik Boyutu: Empati mi, Veri mi?
Plot analizinde insanların farklı yorum biçimleri gösterebildiği açık. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var: “erkekler analitiktir, kadınlar empatiktir” gibi kesin genellemeler bilimsel açıdan savunulamaz.
Cinsiyet farklılıkları üzerine yapılan geniş meta-analizler, psikolojik özelliklerde grup ortalamaları arasında bazı farklar bulabilse de bireysel dağılımların ciddi ölçüde örtüştüğünü göstermektedir. Hyde'ın “gender similarities hypothesis” yaklaşımı da birçok psikolojik değişkende kadınlar ve erkekler arasındaki farkların sanıldığından daha küçük olduğunu savunur.
Bu nedenle plotu incelerken iki farklı okuma biçimini cinsiyete sabitlemek yerine analitik ve sosyal-bilişsel yaklaşımlar olarak düşünmek daha bilimsel olacaktır.
Analitik bir izleyici şunlara odaklanabilir: